21 Aralık 2014 Pazar

GÜZİN ABLA DEĞİLİM Kİ...

     Bu sefer köşe yazımda bir değişiklik yapıp, toplumsal olayları değil, kişisel bir olayı yani kendi sıkıntımı dile getireceğim...
     Saygıdeğer okurlarım, öncelikle şunu belirtmek isterim ki, benim asıl görevim muhabirlik... Ancak bunun yanı sıra gözlemlediğim yanlışları köşe yazılarımda da dile getirerek, sizlerin de sıkıntılarına tercümanlık etmeye çalışıyorum...
     Ve yine köşe yazılarımda toplumsallık içeren yazılara yer verdiğim halde, 1 ya da 2 tane de yardıma ihtiyacı olduğuna inandığım kişiler için, devlet elinin uzanması amacıyla yazdığım yazılarım oldu. Gazetemize gelen bir kişinin de sıkıntısını kaleme almadan direkt ilgili kurumları araya sokarak, derdine çare olduk...
     Ancak abartısız ifade ediyorum ki, son günlerde; boyacı ile anlaşıp parasını ödeyen ancak hâlâ evini boyatamayan kişilerden, evine gelen tamircisiyle ilgili ya da tamamen ikili ilişkiler içeren konularda derdini anlatan, hatta bu derdini anlatmak için gün içini bırakın, gecenin ilerleyen saatlerinde bile telefonuma ulaşarak saatlerce kendisini dinlememi isteyen vatandaşlarımız artmaya başladı...
    Kimseyi kırmadan, gücendirmeden, üzmeden, sabırla dinlemeye çalışıyorum ve sonunda derdine çarenin kalemim olmayacağını söylüyorum amaaa... ne çare...
Kırılan da oluyor, gücenen de, üzülen de... Benim boşa geçirdiğim vakit ise kimin umurunda... Herkesin derdi ‘bir tane’ ve kendine göre çok önemli... Saatlerce anlatmak ve dinlenilmek istiyor... İyi de ben de herkes gibi etten ve kemikten yaratıldım... Robot değilim... Sabahın 7’sinde evden çıkıp, eğer kaza vb. gibi olaylar yaşanmazsa saat 22.00 gibi evime giriyorum... Ve yine sabaha kadar mutlaka birkaç kez haber kovalamak için evimden çıktığım oluyor... Ve yine Keşan dışında yaşayan ve benim için her şeyden değerli olan kızıma gün içinde en fazla 10 dakika, akşam saatlerinde de 20 dakika yani günde yarım saat telefonla vakit ayırabiliyorum... Yine aynı evi paylaştığım babamla ise 24 saat içinde abartısız sadece 15 dakika birbirimizi görüp, konuşabiliyoruz... Anlayacağınız en özel ve değer verdiğim 2 kişiye işim dışında ayırabildiğim vakit sadece 45 dakika... Neticede ben de insanım; yemek, içmek zorundayım... Arada da arkadaşlarıma vakit ayırmak... Bunları da kaptı kaçtı yapıyorum işte...
    Tabii ki tüm bunlara işimi çok seviyor olmam nedeniyle katlanıyorum ve zor da gelmiyor... Ancak kişisel sorunlarınıza çare ben değilim... Toplumsallık içeren her olaya seve seve yememden, içmemden vakit çalar, zaman ayırırım, elimden ne gelirse yaparım... Ancak boyacınız size kazık attıysa(!), ben boyacınızı kovalayamam... Tamirciniz tamirini iyi yapmadıysa(!), ona hesap soramam... Komşunuz üst katta halı silkiyor ve siz bundan rahatsız oluyorsanız(!), ben komşunuza kuralları öğretemem... Bunlar ikili ilişkiler ve aranızda çözeceğiniz konular... Eğer çözemiyorsanız da polis var, mahkeme var... Yaparsınız şikayetinizi, beklersiniz sonucunu...
    Zaten toplumsal olayları benimle paylaşan okurlarımın çoğu bana maille ulaşıyor ya da bizzat gazetemize gelerek bilgi aktarıyor... Gelen maillere, okurlarımın yazdığı kadar uzun olmasa da kısa bir cevap yazarak, hemen olmasa da en kısa sürede ilgileneceğimi söylüyorum...
    Anlayacağınız ben Güzin Abla değil, her şeyden önce muhabirim... Beni anlayışla karşılayacağınızı umuyor ve saygılarımı sunuyorum...


1 yorum: